Meslek sorunlarımız hukuk devleti mücadelesinden ayrı düşünülemez

24 Haziran 2018 tarihinde, OHAL koşulları altında yapılan “Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi” ile birlikte Ülkemiz yeni bir döneme girmiş bulunuyor. Bu yeni dönemde, “parlamenter” sistemden “cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi” adı altında kendine özgü bir “başkanlık” (!) sistemine geçildiği anlaşılıyor. Ancak, gerek bugünlere gelinceye kadar, özellikle son 17 yıl içerisinde yaşananlar, gerekse yeni rejimin özellikleri esasen Ülkede çok daha köklü birtakım değişiklikler yaşandığını bizlere gösteriyor.

 

Yaşanan değişikliklerle gelinen aşamayı, 1923 yılında temelleri atılan Cumhuriyet’ten bir kopuş olarak nitelendirmek yanlış olmayacaktır. Özellikle son on yıldan beri, 1923 Cumhuriyetinin kuruluş felsefesinden, aydınlanmacı, bağımsızlıkçı kimliğinden ve laik düzen anlayışından tamamen ayrı bir hatta yeni bir “cumhuriyet” kurgulanmaktadır. Bir yandan dinselleşme yaygınlaştırılmakta ve kurumsallaştırılmakta, diğer yandan otoriter/şoven bir milliyetçilik anlayışı hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Tüm bunların yanında emeğe ve emek güçlerine karşı kuralsız müdahalelerde bulunulmaktadır. Hukuk ise yeni anlayışın inşasına hizmet eden bir araç olarak görülmekte ve kullanılmaktadır.

 

Bugünlere gelinceye kadar, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş dengelerinde düzeltilmesi ciddi emek ve mücadele gerektiren değişiklikler zaten gerçekleştirilmiştir. İktidar partisi “yeni” cumhuriyetin kurucu partisi işlevini üstlenerek devleti bir bütün olarak yeniden yapılandırırken, kendisini devletle özdeşleştirmiş, meşruluk arayışını ve otoritesini ise yargıyı amacına göre örgütleyerek aşmaya çalışmıştır. Bu süreçte yargı aynı zamanda toplumsal muhalefeti bastırma görevini üstlenmiştir.

 

12 Eylül 2010 Anayasa Referandumundan sonra yüksek yargıya müdahaleler yoğunlaşmış, “beğenilmeyen” kararlara imza atan yargıç ve savcılar etkisizleştirilmiştir. Diğer yandan yargı mekanizması, siyasi iktidarın tasfiyesini istediği unsurları karara bağlayan bir araca dönüşmüştür. 16 Nisan 2017 Anayasa Referandumu sonrasında ise Meclis etkisizleştirilerek adeta işlevsiz hale getirilirken; yargının, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısı değiştirilerek tam anlamıyla siyasetin denetimine girmesi sağlanmıştır. Öte yandan tüm bu süreç, 15 Temmuz 2016 tarihinde FETÖ darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL ile birlikte KHK’lar eli ile yürütülmüştür.

 

24 Haziran 2018 tarihine gelindiğinde devlet yapısını büyük ölçüde değiştiren ve gücü tek elde toplayan sistemsel değişiklikler neredeyse tamamlanmış bulunuyordu. Geriye yapılanların onaylanması kalmıştı. Bu nedenle, 24 Haziran seçimlerinde, yaşanan fiili durumun hukuki duruma uydurulmasının oylaması yapılmış oldu.

 

9 Temmuz’da yemin ederek göreve başlayan yeni dönemin Cumhurbaşkanı, 10 Temmuz’dan itibaren içine girdiğimiz dönemi tanımlayan kararnamelerini yayınlamaya başladı. Böylece olağanüstü hâl KHK’larının yerini Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri aldı. Geçici olarak ilan edilen OHAL yerine “sürekli hale gelmiş” bir OHAL sistemi içine girdik. Yasaların gücü azaldı, uygulanamaz hale geldi.  Yasalar, artık Anayasa’ya aykırı bir şekilde, Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle değiştirilebilmektedir. Bu durum, içine girdiğimiz bu yeni düzende hiç kimse için “hukuk güvenliğinin” kalmadığını göstermektedir.

Görünen o ki, “Yeni” Cumhuriyet hızla “kendi hukukunu” yaratmaktadır.

 

***

 

24 Haziran 2018 seçim sonuçları, avukatlık mesleğinin var olan sorunlarına siyasal bir boyut da kazandırmıştır. İçine girdiğimiz bu süreçte avukatlık mesleğinin sorunları; alışılagelmiş yöntemler izlenerek, gerçekler görmezden gelinerek, meslekçi yaklaşımlarla siyaset dışı kalınarak, güncel siyasal dengeleri gözeten kişisel strateji ve taktiklerle çözülecek sorunlar olmaktan çıkmıştır.

 

Tüm bu olup bitenlere rağmen, ne yazık ki İstanbul Barosu yönetimi, avukatlığın temel sorunlarını çözmek bir yana demokratik ve laik cumhuriyetin ve mesleğimizin karşı karşıya olduğu tehlikenin farkında dahi değildir. Farkında değildir çünkü Türkiye’de rejim değişirken, hukuk devleti ve yargı zapturapt altına alınırken, savunma/avukatlık tasfiye edilirken hayret verici bir edilgenlik içerisinde olan biteni izlemektedir.     

 

Şimdi, önümüzde İstanbul Barosu seçimleri bulunmakta…

 

Bu seçimi avukatlar için, Ülke için bir fırsata çevirmeliyiz…

 

Bugün adalete erişim hakkıyla birlikte meslekleri de büyük bir tehdit altında olan biz avukatlar için öncelikli görev; bu büyük altüst oluşta, Ülkemizin ve mesleğin içine düştüğü durumu göremeyen, analiz edemeyen; bu büyük yıkıma karşı Baronun örgütlü gücünü harekete geçiremeyen mevcut anlayıştan İstanbul Barosunu kurtarmak olmalıdır. Aksi taktirde avukatların ve avukatlığın sorunlarının çözümü zor görünmektedir.

 

Mevcut Anayasayı bile savunmanın zorlaştığı günümüzde, bütünlüklü bir mücadeleyi göze almadan, avukatların gündelik sorunlarının çözümü bundan böyle mümkün değildir. Çünkü yargısı siyasallaşmış, tarafsızlığını ve bağımsızlığını yitirmiş bir sistemde avukatın düşünsel becerisi, çalışkanlığı, araştırmacılığı, bilgisi ve yargılama sürecindeki yetenekleri bir anlam ve önem taşımayacaktır. Hak aramanın çerçevesini hukuksal argümanların değil, siyasal tercihlerin ve siyasal merkezlerin belirlediği bir sistemde, avukatın yaptığı çalışma ve hazırlıklar önyargılı ya da bir yerlerden talimat alan bir yargıcın kararıyla yok sayılacak, dikkate alınmayacaktır. Yargının bağımsız ve tarafsız bir aşamaya gelmesi ise hukuk devletinin varlığı ve sürdürülebilirliğiyle doğrudan ilgili bir konudur. Bu nedenle, yargıçların ve mahkemelerin dış etkilerden arınmış olarak hukuka, yasaya ve vicdanlarına göre karar vermesini talep etmenin hukuk devletini savunmaktan geçtiği, bunun da en azından kuvvetler ayrılığını savunan, bütünlüklü bir mücadeleyi gerektirdiği açıktır.

 

Bu anlayıştan yola çıkan Avukat Hareketi hem meslek sorunlarını hem Ülkenin temel siyasal sorunlarını bir arada gören, mücadelenin de bu diyalektiğe göre yürütülmesini düşünen bir iradeye sahiptir.

 

***

 

Yurttaşların büyük bir çoğunluğu “Türkiye ne olacak?” diye sormaktadır. Bu soru, “Nasıl bir hukuk istiyoruz” ve “Nasıl bir Türkiye istiyoruz?” sorularına verilecek yanıtlardan bağımsız olarak düşünülemez.

 

Avukat Hareketi, çıkış bildirgesinde de ifade ettiği üzere; kuvvetler ayrılığı ilkesinin ve yargı bağımsızlığının ortadan kaldırılmasını, hukuk güvenliğinin yok edilmesini, yargının özelleştirilmesini kabul etmemekte; en geniş anlamıyla hukuk devletini savunmakta, bağımsız, tarafsız ve etkin bir yargı için mücadele verilmesi gerektiğini düşünmektedir.

Avukat Hareketi, Türkiye’nin geleceğinin; dinin ve dini kurumların toplumsal yaşama biçim verici müdahalelerinin ortadan kaldırıldığı, insanlar arası eşitsizliklere kaynaklık eden ekonomik bir düzen yerine toplumsal çıkarları gözeten eşitlikçi bir sistemin kurulduğu, tüm yurttaşların özgür ve kardeşçe birlikte yaşayacağı demokratik ve laik bir cumhuriyette olacağına inanmaktadır.

 

Avukat Hareketi; bağımsız, özgür, adil, eşitlikçi, emeğe ve emekçiye hakkının ve değerinin verildiği bir ülke istemektedir.

 

Avukat Hareketi bu süreçte toplumsal barış ve adaletin gerçekleşmesinin, insanlık onurunun ve adil yargılanma hakkının savunucusu olacaktır.

 

Avukat duyarlığı olmadan yukarıdaki taleplerin yerine getirilmesi neredeyse imkansızdır.

Avukat Hareketi, avukatı yok sayan mevcut anlayış ortadan kalkıncaya kadar mücadelesini sürdürecektir.

 

AVUKAT HAREKETİ

Ekim 2018

 
SALGININ GÖLGESİNDE GEÇEN İKİNCİ 1 MAYIS!
AVUKATLAR GÜNÜNÜ KUTLAYAMIYORUZ!
AVUKATLAR `MUHBİR` DEĞİLDİR!
İSTANBUL BAROSU GENEL KURULUNA KATILIM ÇAĞRISI
ÇAĞRIMIZDIR! Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu Olağanüstü Olarak Toplanmalıdır!
MESLEKTAŞLARIMIZA VE KAMUOYUNA
KÖTÜ NİYETLİ YASA
Şimdi Avukatların Örgütlü Mücadele Zamanıdır!
SAVUNMA DURDURULAMAZ!
Barolara ve Avukatlık Mesleğine Müdahaleye Yönelik Saldırıları Kabul Etmiyoruz!
KUTLU OLSUN!
Yargıçlar Ayşe Sarısu Pehlivan ve Orhan Gazi Ertekin Yalnız Değildir!
YANINIZDAYIZ!
YANINIZDAYIZ!
İnsan Haklarını Her Koşulda Savunan Baroların Yanındayız
YAŞASIN 1 MAYIS!
23 Nisan Kutlu Olsun
24 Ocak Tehlike Altındaki Avukatlar Günü Nedeniyle Kamuoyuna Duyuru
2020 umutların gerçekleşeceği bir mücadele yılı olacak
Tahir Elçi’yi saygıyla anıyoruz
Barolara Çağrı
10 Kasım
Yargıçları memurlaştıran politikalara son verilmelidir!
Meslektaşımız Tuğçe Çetin’in maruz kaldığı taciz ve saldırıyı kınıyoruz!
19 Mayıs Kutlu Olsun!
Yaşasın 1 Mayıs!
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir
CHP Genel Başkanı’na yönelik gerçekleştirilen alçakça saldırıyı kınıyoruz
Pervasızlıkta sınır yok!
5 Nisan 2019 Avukatlar Günü kutlama mesajı
Meslektaşlarımıza karşı uygulanan hukuk dışı muamele yok hükmündedir
Avukat Hareketi yoluna devam ediyor
Prof. Dr. Rona Serozan’ı kaybettik
İstanbul Barosu Genel Kurulu sonuçları üzerine
Baro seçimlerine gölge düşürmek kimsenin hakkı ve haddi değildir
Gar katliamının azmettiricileri yargılansın!
Savunmanın savunulması için!
Medeni Kanun’un devrimci ruhu yok edilemez
McKinsey ile Yapılan ve İptal Edildiği Belirtilen Sözleşme İçeriği Gecikmeden Açıklanmalıdır
Baro Odaları biz avukatlarındır
Meslek sorunlarımız hukuk devleti mücadelesinden ayrı düşünülemez
Cisimleşmiş Tüm Kötülükleri Kınıyoruz
Yargılanan Avukatlıktır!
Yeni adli yılın başarılı bir mücadele yılı olmasını diliyoruz
“CUMARTESİ ANNELERİ”ne yapılan hukuk dışı müdahaleyi kınıyoruz!
Avukat Hareketi sözcülüğüne Av. Dr. Başar Yaltı seçildi
OHAL’İ süresiz olarak uzatan 7145 sayılı yasa uygulanamaz!
Devlet Denetleme Kurulu baroları denetleyemez
Avukat Hareketi adıyla bir başlangıç yapıyoruz